|
16 KASIM 2009 PAZARTESİ Saat: 20:00 Yer: DT Akün Sahnesi BİLET SATIN AL
Gazi Üniversitesi İİBF - Tiyatro Akademi-Ankara “TİTANİK ORKESTRASI”
Yönetmen: SALİH KARAASLAN Yazar: HRİSTO BOYÇEV Süresi: 120 dk Oynayanlar: Salih KARAASLAN, Tansel AYTEKİN, Gonca PARLAR, Tolga ALKAYA, Cem KARAR, Arda BALKAN, Sinem EROL, Ahmet DERESAL, Petek İrem ALTINKUNDURA, Ege ANT, İlhan SEVGİLİ, Can Yiğit KOÇ, Sezin ACAR, Ayşe Gülgün İŞLİ, Ceren TENEKECİ, Kurtuluş BALCI, Çağatay SEVDİ, Özgür ÇAKIR, Selen AZİZOĞLU, Elif AY
Oyunun Konusu:
Yıkılmış, dökülmüş bir gar… Bu garda umutla 29-81 numaralı Prag trenin durmasını bekleyen alkolik dört insan… Durmayan trenler… Trenden atılan kaçış ustası Harry Houdini …Tren bileti kesen bir ayı …Feurbach … Hegel … Beethoven … Shakespeare … Tüm bunlar kendini, düşünerek, hayal ederek var eden Doko’nun kurduğu düşün unsurları ve ürünleri. Doko kendini yıkık dökük eski bir garda kendi gibi üç alkolikle hayal eder. Kendisi, beslediği ama aynı zamanda ölümüne de sebep olduğu bir ayının ağıtını tutmaktadır. Luybka, eski bir fahişedir; kimsenin olmadığı garda günahlarından arınmakta ve hala aşkı aramaktadır. Luko, eski bir demiryolcudur; rayların üzerindeki tek düze hayattan kopamamıştır ama hayatı sorgulayışı da rayların üzerinde devam etmektedir. Meto ise, bir katildir. Başrolünü oynamak istediği dünyada aramaktan ve sorgulamaktan ziyade kaçmayı seçen bir katil . İşte Doko’ nun düşündeki insanlar… Nerden geldikleri, kim oldukları, nereye gidecekleri ile ilgili daha fazla bilgi yok. Olması da gerekmiyor zaten; çünkü onlar bir düşüncedir sadece Doko’nun zihninde, Doko’nun çelişkilerinin, sorgulamalarının şekil aldığı birer düşünce. Harry Houdini ise, bir hayal ürünü değildir; gerçek dünyadan bir kişidir. Hristo Boyçev’in oyunda, herhangi bir sihirbaza değil de özellikle Harry Houdini’ye yer vermesi, Houdini’in “meydan okuyan kaçıcı” olarak tüm dünyada özellikle Amerika ve Ayrupa’da tanınıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Çoğu sırrı halen çözülememiş olup; çoğu zaman doğaüstü güçlere sahip olduğu iddia edilmiş ama Houdini bu iddiaları hep reddetmiş, yeteneklerinin doğal olduğunu ve yaşamın anlamının doğallık olduğunu söylemiştir. Ayrıca Houdini, ruhçuluğa da merak sarmış bir kişi olarak bilinmektedir. Önceleri ruhçu olmak istemiş; bu niyetle ruh çağırma celselerine katılmıştır. Ancak karşısına hep şarlatanların çıkması nedeniyle daha sonraları bu kişilere karşı savaş açtığı söylenmektedir. Oyun kişileri, yaşadıkları gardan kurtulmak istemektedirler. Bu gar, eski, yıkık, dökük hiçbir trenin durmadığı bir gardır. Onlar trenlerden birinin durmasını beklemekte ve duracak olan trene binişlerinin provasını yapmaktadırlar. Bu provalar, onları yaşama bağlayan tekrarlardır. Trene binmek gibi bir amaçları vardır, trene bindiklerinde bir yere gitme hayalleri vardır. Gidecekleri yerin onların için kurtuluşun olduğu yer olup olmadıklarını sorgulamamaktadırlar. Yası tutulan, ölüme terk edildiği için vicdan azabı çekilen -yok olduğu düşünülen ama var olduğu hayal edilen- bir ayı… Umutla beklenen ama aslında olmayan - var olduğu düşünülen ama yok olduğu hayal edilen- bir tren… İşte tam da Doko’nun dediği gibi “varsa yok; yoksa var” durumu! Var olan mı gerçek, yok olan mı? Yazarın diğer oyunların da olduğu gibi insan var oluşunun düş/sanı/hayal üzerine temellendiği düşüncesi çarpıyor yüzümüze. Her şey bir düşten mi ibaret, gerçekte hiçbir şey yok mu? Cevap yine oyunda: hiçbir şeyin olmadığını kanıtlayan bir şeyler olmadığı gibi, böyle olduğunu kanıtlayan bir şey de yok! Evet gitmeyi arzu etmeli insan, ancak gittiğin de hiçbir şey bulamayacağını da bilmeli. Bu bilinçle yaşanmalı hayatı. İnsanın kendinden başka bir şeyden bir beklentisi olmamalı; ama yine de beklemeyi bilmeli.
|